Psikoloji

Ayna Ayna Neden Hep Kusurlarımı Gösteriyorsun Bana?

Yazar  | 

Takıntı haline getirdiğiniz ve saklamaya çalıştığınız ufak tefek kusurlarınızı başkalarının gözüne sokanın aslında kendiniz olduğunuzu fark ettiğinizde özgüveninizi yeniden kazanıyor, aynalarla barışıyorsunuz. Bunu kendi başınıza yapamayacağınızı hissediyorsanız bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin. Çünkü siz de Dismorfobi hastalığının pençesinde olabilirsiniz…

Banyodan çıkarken, evden dışarı adım atmadan önce ya da önünden şöyle bir geçerken; aynada özellikle baktığımız bir yerimiz mutlaka oluyor. Bazılarımız burnumuzu, cildimizi, kulaklarımızı, kimimiz de kalçamızı ya da bacaklarımızı, nasıl görünüyor diye incelemeye doyamıyoruz. Çok güzel bulduğumuz için değil, beğenmediğimiz için tabii ki… Bazı kişilerde ise bu beğenmeme hali takıntıya dönüşüyor, yaşamsal işlevselliği bozuyor. Psikiyatride Beden Dismorfik Bozukluk olarak adlandırılan, Beden Algı Bozukluğu olarak da bilinen bu hastalık her yaştan ve cinsiyetten kişiye hayatı zindan edebiliyor. Hastalığın psikiyatrik tedavisi gerçekleştirilmediği zaman estetik cerrahi de her zaman çözüm olmayabiliyor.

Beden Algı Bozukluğu’nu nasıl tanımlarız?

Günümüzde birçok kişinin bedeniyle ilgili bazı takıntıları bulunuyor. Ancak kişinin bedeninde gerçekte olmayan, varsa bile çok hafif olan bir kusur anksiyeteye dönüşüyorsa, hayat kalitesini bozuyorsa, işe gitmesini engelliyor, arkadaşları ile ilişkilerini bozuyorsa, sosyal çekingenliğe sebep oluyorsa, bu durum hayatının yüzde 70’ini kapsıyorsa Beden Algı Bozukluğu’ndan bahsetmeye başlıyoruz.

Bu hastalığın kadınlarda daha fazla görüldüğünü düşünmek doğru mudur?

Öyle olduğu düşünülüyor ancak istatistiksel bir çalışma yapılsa ortaya çıkan oranların çok da farklı olmayacağı görülür. Erkeklerin takıntıları daha çok boy, cinsel organ boyutu ve kas yapısı ile ilgili oluyor. Kadınlar ise vücudun hemen hemen her bölümünü takıntı haline getirebiliyor. Özellikle yüzün her bölümü, saç ve tüylenme ile ilgili takıntılar fazla oluyor. Daha çok ergenlik ile başlıyor, 25-30 yaş aralığına kadar daha sık görülüyor.

Beden Algı Bozukluğu yaşayan kişilerin ortak özellikleri nelerdir?

Hastaların hepsinde bir sosyal çekingenlik oluyor. Bu da toplum içine çıkınca kusurlarının diğerleri tarafından fark edileceği kaygısından kaynaklanıyor. Ergenlik döneminde genç kızların büyümeye başlayan göğüslerini saklamak için kambur durmaları gibi bu insanlar da bedenindeki kusuru saklamak için çaba gösteriyorlar. Saçıyla ilgili takıntısı olan bir erkek sürekli şapka takıyor, cildini beğenmeyen kadın sürekli fondöten sürüyor, ellerini sevmeyen kişi saklamaya çalışıyor hatta yürüyüşünü beğenmeyen bir kişi insanlar içinde yürümemek için insan içine çıkamaz hale geliyor. Bu durum kişileri bir süre sonra yalnızlığa itiyor. Özgüven eksikliği, başkalarının düşüncelerinden çok fazla etkilenme ve çok alıngan olmak da bu kişilerin ortak özelliklerinden…

Mükemmeliyetçi annelerin takıntılı çocukları…

Günümüzde çocukların SBS ve LGS için akademik olarak yarıştırılması gibi bedensel bir yarış da var. Anne-babalar ve özellikle günümüzün mükemmeliyetçi ve ailede gittikçe otoriteleşen anneleri çocuklarına yanlış düşünceler empoze edebiliyor. Eğitim seviyesi ne olursa olsun anneler de etraflarında ve ekranlarda gördüklerinden etkileniyorlar. Sağlıklı bir birey yetiştirmek adına bir çocuğun beslenmesini düzenlemek, onu spora yönlendirmek doğru bir yaklaşım olsa da bunu yaparken başkalarını örnek gösterip “Bak o spora gidiyor, boyu uzadı, vücudu güzelleşti. Senin de gitmen lazım” demek çocuğu rekabete sokuyor ve kaybetme korkusu özgüven eksikliğine neden oluyor.

Bu hastalığın ortaya çıkmasındaki sebepler nelerdir?

Nedenine baktığımızda hem çevresel hem genetik hem de gelişimsel süreçteki bir tablo ile gelişiyor. Daha çok ‘otomatik yanlış düşünce’ dediğimiz şekilde ortaya çıkıyor. Kişinin algısında yanlış birtakım çıkarımlar oluyor. Bunlar, çevreden beslendiği zaman, yani bir aile ferdi, bir arkadaş tarafından da alay ya da eleştiri konusu yapıldığında takıntıya dönüşebiliyor. Örneğin ergenlik döneminde boyu diğer arkadaşlarından daha fazla uzayan genç, aslında uzun boylu olduğu için sevinmesi gerekirken, arkadaşları kendisiyle ‘sırık’ diye alay ettikleri için boyunu takıntı haline getiriyor. Aynı durumu yaşayıp takıntı yaşamayan bir genç de olabiliyor. Bu, gencin genetik yapısı, algı düzeyi, çocukluk çağı ve anne-baba ilişkisi ile de bağlantılı bir durum. Örneğin fazla koruyucu bir aile ya da mükemmeliyetçi bir anne bu hastalığın ortaya çıkmasında etkili olabiliyor.

Bu hastaların ayna ile ilişkileri nasıl?

Çok enteresan… İlk başlarda kusurunu takip etmek için sürekli ayna ile ilişki içinde oluyor. Burnunu takıntı haline getirdiğini düşünelim. Profilden sürekli burnuna bakıyor, saçları ile nasıl kapatabileceğini düşünüyor, denemeler yapıyor. Bir süre sonra ise bu kaygı, kendini sevmeme haline dönüşüyor. Bu sefer aynaya bakamayacak şekilde kendini kötü hissediyor, kendini görmeye tahammül edemez oluyor.

Kişi kendi kendini tedavi edebilir mi?

Tedavide farmakoterapi ve psikoterapinin beraber uygulanması gerekiyor. Aksi takdirde atlatmak çok zor oluyor. İlaç desteği ile kişinin kaygılarını azaltıp özgüven anlamında bir yere kadar gelmek mümkün, ancak daha sonra mutlaka psikoterapinin devam etmesi gerekiyor. Çünkü kişide otomatik yanlış düşünceler ön planda oluyor. Bu düşünceler ortadan kalkmadığı zaman tam iyileşme sağlanamıyor. Otomatik düşünce, temel inanca dönüşüyor; ben çirkinim, sevilmiyorum gibi… Esas zor olan bu düşünceyi değiştirmek. Diyelim ki arkadaşları ile bir ortama girdiğinde “Benim sivilceme bakıyorlar” diyecek. Birisinin şaka ile karışık söylediği laftan, “Ben çirkinim, o yüzden bana böyle söyleniyor” diye anlam çıkarıp depresyona girecek. Bu düşünce şekli ömür boyu hayatını çekilmez hale getirecek.

Kişi takıntı yaptığı bölgesine daha fazla dikkat çekmiş olmuyor mu?

Terapi sürecinde de bunu işliyoruz. Biz saklamaya çalıştığımız detayı, aslında bir etiket olarak başkalarına okutuyoruz. Kendi etiketimizi oluşturuyoruz, karşı taraf da “O zaman ben de bu etiketi okuyayım” diyor ve daha dikkatli bakıyor. Etiketin yanlış olduğunu fark edebiliyor, “Neden böyle bir etiket oluşturmuş?” diye düşünüyor.

Estetik cerrahi bir tedavi yöntemi midir?

Kesinlikle değil… Ancak bu hastalık sağlık sektöründe ticareti de biraz ön plana çıkarıyor. Çoğu duyarlı estetik cerrahlarımız, kendilerine başvuran hastaların öncelikle psikolojik muayeneden geçmeleri gerektiğini söylüyorlar. Ancak doğrudan “Bunu düzeltebiliriz” diyerek ameliyatı tercih edenler de var. Ancak hastanın psikolojik tedavisi yapılmadığı için ameliyat sonrasında da sonucu beğenmeyebiliyor ya da takıntı bu sefer başka bir organa sıçrıyor. Bu durumda hastalar doktorları da zor durumda bırakıyor. Doktor doktor dolaşıyor bu arada ise fark etmeden kendi bedenine zarar veriyor. Bu nedenle estetik cerrahi alanında belli durumlarda psikiyatrist ile cerrahın kombine çalışması gerekiyor.

 

Psikiyatrist Uzm. Dr. Zengibar Özarslan

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>