Lifestyle

Her Defile Yeni Bir Doğuş Gibi”

Yazar  | 

Avusturya’da yaşayan ve yıllarca New York Fashion Week’te koleksiyonları sergilenmiş tek Türk modacı Atıl Kutoğlu, geçtiğimiz hafta ilk defa Paris Moda Haftası’nda sonbahar-kış koleksiyonunu sergiledi. Kendisiyle ilkbahar yaz koleksiyonunu da konuştuğumuz Kutoğlu, defileleri için, “Her defile yeni bir doğuş gibi” dedi.

Bu senenin İlkbahar-Yaz sezonundan bahsedelim mi?

Bu sene etnik bir tarzı temsil ediyorum. Latin kültüründen esintiler var. Akdeniz, Ege sahilleri İspanyayı anımsatan; volanlar, fırfırlar, canlı desenler ve renkler… Yine Anadolu’dan esinlenerek hazırladığım parlak Türk desenleri ve danteller bol bol var. Tulumlar, mini payetli ve file elbiseler, şortlar mevcut. Kısacası, canlı, seksi, Akdeniz, Türk ve Latin ruhunda bir koleksiyon…

Sonbahar- Kış koleksiyonunuzu da tanıttınız değil mi?

Seneler sonra tekrar orada defile yapmak çok heyecan vericiydi. Kariyerimin ilk yıllarında da Paris’te defile yapmıştım. Daha sonra 10 seneye yakın New York Moda Haftası’nda tek Türk modacı olarak defilelerimle yer aldım. Dünyanın birçok yerinde defile yapmama rağmen Paris’e görkemli bir dönüş yapmam bana mutluluk verdi. Sonbahar-Kış 2015-2016 koleksiyonumu Paris’teki Türk büyük elçiliğinde yaptık. 22 model görev aldı ve 45 kreasyon sergiledik. Çok iyi eleştiriler aldık. Yeni koleksiyonumuzun modern otoman olmasını istedim. Türk Osmanlı Anadolu etkilerini ve esintilerini ultra modern bir çizgiyi dönüştürdüm. Ortaya aslında tipik bir Atıl Kutoğlu koleksiyonu ama belki daha modern bir Atıl Kutoğlu koleksiyonu çıktı. Hem minimalist hem lüks hem etnik aynı zamanda da fütüristik özellikler taşıyan komplike olmayan kıyafetler oldu bunlar.

ÜNLÜLERLE DOST OLMAK GÜZEL

Tamara Ecclestone, prenses Camilla von Habsburg’la ve daha pek çok ünlüyle çalışıyorsunuz. Nasıl onlarla çalışmak?
Renkli ve çok seyahat eden bir yaşantıları var ama sonuçta çok iyi dostlar. Çok samimiyiz. Özellikle Camilla Von Habsburg’la. Hemen hemen bütün defilelerime gelir ve ön sırada konuğum olur. Geçtiğimiz yıl İstanbul’a gelerek benim için bir moda çekimi yaptı. Bütün büyük galalarda ve davetlerde benim kreasyonumu tercih eder. Aynı şekilde Tamara Ecclestone, bundan iki üç sene önce İstanbul fashion week defilemde yürüyüp mankenlik yaptı. ALEM dergisi için ve yurtdışında yayınlanmak üzere fotoğraf çekimi yaptı. Her zaman e-mail yoluyla görüşürüz, haberleşiriz. Belki yine önümüzdeki sezon benim için podyuma çıkabilir. Naomi Campbell, New York’taki defilelerimde defalarca görev aldı. Karolina Kurkova aynı şekilde. Ayrıca İstanbul’daki defileme Lydia Hearst, Elizabeth Jagger ve Michael Jackson’ın abisi yakın dostum Jermaine Jackson katılmışlardı. Ünlülerle dost olmak güzel, çünkü, Atıl Kutoğlu markası olduğu kadar, Türk tekstili ve Türk modası içinde reklam yapmış oluyorlar.

Yurtdışında da showroomunuz var. Peki, oradaki ünlüler buralardan alışveriş yapıyorlar mı, bilginiz var mı?

Yurtdışında Viyana’da şirket ve showroomum var. Amerika da, Almanya’da ve Uzakdoğu’da bizi temsil eden showroomlar ve şirketler mevcut. Biz Jessica Alba’yı da giydirdik. Tabii ki birçok ünlü aktris ve top model sık sık bizim kreasyonlarımızı tercih ediyor galalarda. Bazen bizim satış yaptığımız mağazalardan satın alabiliyorlar ve her zaman haberimiz olmuyor.

Dünyada bu şekilde tanınmak size ne hissettiriyor?

Etnik bir lüks ve Türkiye Türk motiflerini Avrupai bir zevke dönüştüren modacı olarak tanınıyorum. Amerika’da da böyle ve bu bana onur veriyor. Hedefim, markamı daha da büyütmek, Ralph Lauren gibi bir lifestyle markası haline getirmek. Dekorasyondan parfüme, çocuk giyiminden mayoya kadar… Gerçi şu anda da hem erkek koleksiyonumuz var hem mayo. Kışın kürklere kadar varan bir çeşidimiz ve çantalarımız var. Amacım, Atıl Kutoğlu markasının Türkiye’yi dünyada temsil edip ve hatırlattığı bir marka olması. Bu yolda projelere ve çalışmalara devam edeceğiz.

MODA DEMOKRATİKLEŞTİ

Defilelerinizde ilk zamanki heyecanlarınızı yaşıyor musunuz?

Tabii aynı heyecanı hala yaşıyorum. O zaman belki daha amatörceydi ama çok profesyonel hazırlanırdık ve her şeyiyle ilgilenirdim. Müziğiyle, makyajıyla, koreografisiyle koleksiyonumun nasıl sunulacağını da tespit ederdim. Bugün de yine bu böyle. Değişen bir şey olmadı. Her defile yeni bir doğuş gibi… Çünkü her koleksiyon çok beğenilse de bir sonrakinin çok beğenileceğinden emin olmadığımız için büyük heyecan yaşıyoruz. Dolayısıyla hedefimiz, kreasyonun bir öncekinden daha fazla beğenilmesi. İşte son olarak Paris’te de bu duyguları yaşadım.

İşiniz eskiye göre daha mı kolay daha mı zor?

Moda artık çok genişledi ve büyük şirketlerin tekeline geçti; bu hem iyi hem kötü. Geniş bir kitle, her ülkede ve Türkiye’de de modayı takip edip güzel ürünlere ulaşabiliyorlar. Bu sayede güzel de bir şey oldu; moda demokratikleşti. Hem ulaşılabilirlik bakımından hem de trendler bakımından. Kadınların özgürlüğü ön planda… Ben halimden mutluyum. Türkiye, Avusturya ve Amerika başta olmak üzere birçok ülkede insanlara ulaşabiliyorum. Kreasyonlarımla birçok ülkenin medyasında takip ediliyorum. Ülkenin tanıtımına, Türk kültürünün tanıtımına katkıda bulunabiliyorum.

GENÇ MODACILARI DESTEKLİYORUM

Peki, yeni yetişen modacılar hakkında ne düşünüyorsunuz?

Yeni yetişen modacılarımızı destekliyorum. Onların birçoğunda ışık görüyorum. Ama yine de uluslararası platformda, uluslararası moda arenasında karşılaştırdığımda bazı eksikliklerimiz hala var. Daha rafine bir tarz geliştirmemiz lazım. Genç modacılarımızın da sadece İstanbul’da başarılı olmayı değil, dünyada başarılı olmayı hedeflemeleri lazım. Şu an Türkiye’de böyle bir hareketin olması ve böyle bir ilgi duyulması, İstanbul moda haftasının genç modacıları desteklemesi güzel olaylar. Ama çıtayı biraz daha yükseltip uluslararası zevke daha yakın koleksiyonlar yaratmak lazım diye düşünüyorum.

İstanbul modasını nasıl tanımlarsınız?

İstanbul çok zengin bir mozaik, bana ilham veren bir şehir.

AVUSTURYA’DA İLK KOLEKSİYONUMU SERGİLEDİM

Biraz eskiye dönersek, modayla yolculuğunuz nasıl başladı?

Çizime merakım küçüklüğümde de vardı. Küçükken annemin arkadaşları bize geldiğinde giyimlerine yorumlar yaparmışım. İstanbul Alman Lisesi’ni bitirdikten sonra, Avusturya’nın başkenti Viyana’da üniversiteyi okudum ve işletme tahsili aldım. Alman Lisesi’nde öğrenciyken de modaya olan tutkumu keşfedip defterler dolusu çizimler yaptım. Önce yazları Vakko’da, lise sondayken de Beymen’de staj yaptım. Viyana’da daha öğrenciyken Viyana Belediye Başkanı’na tramvayda rastladım ve kendisinden yardım istedim. Ondan aldığım bir bursla Avusturya’da ilk koleksiyonumu sergiledim. Daha sonra Münih’te “En iyi genç modacı”, birkaç kez de “Avusturya´nın en iyi modacısı” ödüllerini aldım. Daha sonra koleksiyonlarımı Düsseldorf, Milano, Paris ve New York´ta sergilemeye başladım.

Neden işletme okudunuz?

Kendi markamı kurabilmek için. İlk yıllar düşe kalka olsa da sonunda kendi şirketimi ve atölyemi kurdum.

TV PROGRAMI DÜŞÜNEBİLİRİM

Türk kadınının doğru giyindiğini düşünüyor musunuz?

Türk kadının giyimini beğeniyorum, Doğu ve Batı tarzlarını, zevkini bazen çok güzel birleştiriyorlar. Aşırıya kaçmadıkları zaman, takıları kullanmayı çok iyi biliyorlar veya giysilerine etnik öğeler eklemekte çok başarılılar… Ama her ülkede olduğu gibi, aşırıya kaçıldığında ortaya hoş olmayan görüntüler çıkabiliyor.

Televizyon projeleriniz var mı, düşünür müsünüz?

Bir televizyon programı düşünebilirim ama bu belli bir kalitede olmalı. 2 yıl “Avusturya’nın Next Topmodeli” programında jüri üyesiydim ve çok popüler bir program yaptık. Ben de çok sevilen bir jüri üyesiydim. Moda ve lüks sektörü üzerine veya dünyadaki önemli parti ve davetlerden haberler veren kaliteli bir televizyon programı yapmayı düşünebilirim.

Kaynak(akşam)

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>