Moda

“ÖZ” GÜVENLİ OLMAK YETERLİ Mİ?

Yazar  | 

Günümüzde çok popüler olan öz saygı/benlik saygısı, öz güven gibi kavramları anlamak için öncelikle başlarına eklenen ‘’öz’’ yani ‘’ben’’ , ‘’benlik’’ gibi yapıların ne anlama geldiğini ve nasıl oluştuğunu anlamak gerekmektedir.

‘’Öz’’ Kavramını Anlamak…

Literatürde bu öz kavramını açıklamak için birçok psikolojik terim kullanılmaktadır. (Ego, kendilik, benlik, kişilik, şemalar vb.) Bu terimlerin ortak noktaları ise insanoğlunun başına gelen olayları anlamlandırabilmesini ve bu anlam verme sürecinin neticesi olarak başına gelen olaya bir tepki verebilmesini sağlayabilmeleridir.

Hayata cevap verme şeklimiz olarak da açıklayabileceğimiz yapı (benlik/kendilik/kişilik) neredeyse biz daha dünyaya gelmeden önce şekillenmeye başlar diyebiliriz. Bir çocuğun kişiliği dünyaya geldiğinde değil anne-babasının zihinlerine çocuk yapma fikri düştüğünde şekillenmeye başlamıştır. Ebeveynler çocuk dünyaya gelmeden zihinlerinde bir çocuk meydana getirip ona bir takım özellikler atfedebilmektedir. Mesela; bir çocuğun istenen bir çocuk olması ya da planlanmamış bir gebelik sonucu olması dünyaya geldiğinde karşılaşacağı muameleyi tamamen değiştirebilmektedir. Kişiliğimizin (öz) oluşumunda; doğuştan getirdiğimiz özelliklerimiz (genetik), anne babamızla ilk çocukluk yıllarındaki ilişkimiz ve hayatın karşımıza çıkarttığı, kader diye de tabir edebileceğimiz şeyler rol oynamaktadır.

Doğumdan hemen sonra hayatta kalabilmek için başkalarına bağımlı olduğumuzdan, başkalarının (ebeveynlerimizin) bize nasıl davrandığının dünyayı ve kendimizi algılayış şeklimizi etkilemesi kaçınılmazdır. Çocuklar dünyanın nasıl bir yer olduğunu ebeveynlerinin kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkiden öğrenir. İlgisiz bir anne terk edilmişliği, evhamlı bir anne güvensizliği öğretirken şefkatli ve tutarlı bir anne güven duygusunun tohumlarını eker. Küçük bir çocuğun davranışlarından ve söylemlerinden, çocuğa nasıl davranıldığının açık bir kopyasını tekrar tekrar görebilirsiniz. Ebeveynlerin çocukların dünyayı algılama, karakter ve kişilik özelliklerine yaptıkları bu büyük etkinin şekli çocukların neredeyse kaderlerini belirlemekte, gittikleri her yere, yaşadıkları her ilişkiye bu etkiden bir şeyler sunmaktadırlar.

Bu süreci iyi geçiren insanların öz saygısı, öz güveni de iyi gelişmektedir. Bu önemli süreci sıkıntılı geçiren kişiler ise bir takım öz saygı ve öz güven problemleri yaşamaktadırlar. Öz saygı ve öz güven kavramları birbirlerini tamamlayan kavramlar olsalar da aralarında ince bir nüans farkı vardır. Benlik saygısı yüksek, özüne saygılı, kendisiyle barışık olan bir kişinin öz güvenin yüksek olması doğaldır. Ancak öz güven kavramı kültürümüzde zaman zaman farklı ve hatta çelişkili anlamlar taşıyor. Yapıcı, gerçeklikle uyumlu ve girişimci öz güvenle, hayali, gerçeklikle uyumlu olmayan ve bir bakıma savunmacı öz güveni birbirine karıştırıyoruz çoğu zaman. Sonuç olarak kendine güveni bazen olur olmaz, dozunu kaçırdığımız bir meydan okuma ve neredeyse bir “kendini beğenmişlik” gibi algılıyoruz. Üst düzey bir olgunluk göstergesi olan öz saygıyı ise göz ardı edebiliyoruz.

Öz güven, Öz Saygı İlişkisi

Bir insanın öz güveninin yüksek olması her zaman öz saygı/benlik saygısının da yüksek olduğu anlamına gelmez. Bunun ayırdına varmanın en kısa yolu yaptığımız eylemlerin motivasyonel alt yapısına vakıf olmak yani neden yaptığımızın farkına varmaktır. Mesela; spor yapmak, kuşkusuz güzel bir alışkanlıktır. Ama asıl mesele sporu neden yaptığımızda gizlidir. Spor yapmaktaki amacımız; sağlıklı, zinde bir vücuda sahip olmak ve biraz da bununla övünmek mi? Yoksa fit bir vücuda, ışıltılı bir dış görünüşe sahip olmadığımız takdirde insanların ilgisini çekmeyeceğimize, adam yerine konulmayacağımıza, sevdiğimiz kişiyle duygusal bir ilişki kurma şansını kaçıracağımıza inanmak mı? Ya da bir şey yapmadığında, kendisiyle baş başa kaldığında içsel bir boşluk, huzursuzluk hissetmesi ve bu huzursuzluktan kaçmak için bir şeyler yapmak zorunda hissetmek mi? yani bir nevi kendimizi oyalamak mı?

Ne yaparlarsa yapsınlar içlerindeki boşluk hissinden kurtulamayan, elde ettikleri başarıların mutluluğunu kısa süreli yaşayan ve kendilerini bu iyi hissetme halini yakalamak için sürekli zorlayan kişilerin dışarıdan görünen ‘’öz güvenli’’ tavırları maalesef içeriye sirayet etmemektedir. Bu kişiler içlerinde sanki dibi delik bir sepeti doldurmaya çalışıyormuş gibi bir his taşıyabilirler ve bu öz güven kisvesi altında gösterdikleri kendinden emin ve sürekli davranışlar; susayan birinin susuzluğunu gidermek için tuzlu su içmesi gibidir, içtikçe susuzluğu artmaktadır. Yani öz saygının, öz güvenin gerçek görünümlerinin özelliği olan; kişinin kendinden memnun olması ve bu memnuniyet için kendini gereğinden fazla şeyler yapmak zorunda hissetmemesi kısaca kendini heder etmemesi… gibi özellikler bu kişilerde pek rastlanır tavırlar değildir. Onlar içlerinde; bir şeyler yapmalısın, yapmak zorundasın… mesajını taşırlar ve bu içsel mesajların esiri olmuş gibidirler. Takıntılı bir şekilde; başarının, ışıltılı bir dış görünüşün ve tatmin olmaz bir hırsın peşine düşmüşlerdir.

Birçok, probleme sebep olan davranış gibi, sözde öz güven göstergesi davranışların da kişiye verdiği zararı anlamak maalesef pek kolay değildir. Çünkü bu tür davranışlar o esnada kişinin fark etmek istemediği içsel korkularından onu uzaklaştırmakta ve aynı zamanda kişiye zevk vermektedir. Tabir-i caiz ise kişi sanal korkuları (beğenilmeme, yok sayılma, adam yerine konulmama) uğruna gerçek kendiliğini, öz’ünü feda etmektedir. Böyle bir durumun farkına varmak zor olsa da fark edildiğinde yapılabilecek en iyi şey bir ruh sağlığı uzmanından yardım almaktır.

Hayat Kalitemizi Aynalarımız Tayin Eder

Benlik saygısı (öz saygı) aslında herkesin bakıpta kendini gördüğü bir ayna gibidir. Tıpkı aşağıdaki hikayede olduğu gibi;

Tarihte ilk kez Erzurum’a ayna gitmiş.
Adamın biri aynayı görüp eline almış.
Daha önce hiç kendini görmediği için ölen kardeşine benzetmiş karşısındakini.
Adam: Ey gidi gardaşımm… Seni bir daha görmek nasipte varmış!
Aynayı eve götürüp sarılıp uyumuş kardeşine.
Karısı bakmış adam bir şeye sarılıp uyuyor.
Aynaya bakmış, bir kadın! Allah belaağı vireee, bu garı da kim? Bir şeye de benzese bari diyerek feryat figan evden çıkmış, muhtara gitmiş.
Kadın: Mığdar, benim herif beni bu çirkin garıyla aldatii.
Muhtar aynaya bakmış. Sonra düşünceli düşünceli:
Yav bu garıdan çok gavata benziir!

Hayatımızın kalitesi içimize bakıp gördüklerimizle doğru orantılı olsa gerek. Bazılarımız canları gibi sevdiği kardeşini, bazılarımız çirkin bir kadını, bazılarımız ise bir gavatı görebilir.

Yazıma, divan şiirinin en büyük temsilcilerinden olan Şeyh Galib’in bir dizesiyle son vermek istiyorum;

Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen (Kendine dikkatlice bir bak; sen âlemin özüsün)

Merdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen (Sen varlıkların gözbebeği olan insansın.)

 

Sevgiyle kalın…

 

 

Hasan DURAN

Uzman Klinik Psikolog/Psikoterapist

www.terapilife.net

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>